Kayıtlar

HER HAYIRDA BİR ŞER VAR MIDIR?

“Her şer de bir hayır vardır, insanların kendilerini avutmak için söylediği cümlelerden birisidir. Belki de giremediğimiz bir işin, terk eden sevgilinin, bir alt tercihe kalınan bir üniversite yerleştirme sonucunun, düşük yapılan bir bebeğin, türlü yerlerimizden yararlandığımız bir trafik kazasının, çanın sadece 2 puan aşağısında yer alarak kalınan bir dersin, normalde üç saat süren yolun yoğun trafikten dolayı 8 saat sürmesinin, kaçırılan bir gün batımının ardından, zaman kazanmanın en önemli yöntemidir belki de. Bizim için eğer istemediğimiz bir olay meydana gelmişse, gerçeklerle yüzleşmekten ziyade halının altına süpürmekte üstümüze yoktur insanoğlu olarak. Evet genelleme yapıyorum zira bir kova sütün rengini bozmak için bir damla kara kola yeter. Her şerde bir hayır vardırın arkasına sığınmadan, daha sonra başımıza gelecek olumlu bir olayı “o şerden sonra” sendromu olarak nitelendirmekten, tekrar söylüyorum kendimizi avutmak başka bir açıklaması yoktur. Alınmadığın o işin,...

GİDECEK YOL KALMADI

“Gidilecek yolun kalmadığını görünce durdum, yürümek durmak demekti ondan sonra.” Köy toplumu ile modern toplum arasında sıkışmış bir neslin ferdiyim. Üniversiteye gidene bulduğu her fırsatta köye gidip tarlada çalışan, çocukken yerde yemek yiyen, masada yemek yemeye liseye geçtiği sene başlayan, babasının pilavı kaşık yerine çatalla yemeye başladığını görüp onu taklit etmeye çalışırken her tarafa pirinç tanelerini saçan, saçılan pirinç taneleri için “anne burasını temizler misin?” diye mızmızlanan değil de, kendi kendine süpürgeyi, bezi alıp kirlenen yerleri temizleyen, ergenlik dönemlerine kadar akşamları köy yerinde çocuklarla yakan top veya saklambaç oynayan, köy düğünlerinde hoşlandığı delikanlıya kaçamak bakışlar atarken annesinin kolunu kıstırdığı… İşte o kız benim. Üniversiteyi kazandığım zaman ailemin sevinip sevinmeme arasındaki ikilemi yaşamalarına şahit olmak hayatta gördüğüm en enteresan ikilemlerdendi. Bir yandan tek çocuklarını, tarlanın en çalışkan işçisini, ...

GÖRÜNEN ve GERÇEK NEDEN

    “Günaydın” kelimesini duymamak için kaçılır mı insanlardan? Beni hiç tanımadan, bana bu cümleyi kuran birisinin benden bir beklentisi olabilir miydi? Hem neden insan cebindeki kelimeleri hiç çekinmeden harcıyordu ki? Para gibi harcanabilir olmadığı için miydi? Sahi konuşmak bedava mıydı? Peki ya susmak, buna paha biçilebilir miydi? Kafamda sabah sabah bir yığın sorun. Size kendi hikayemi anlatacağım, beni dinler misiniz? Herhangi birisinin herhangi bir hikayesi bu. Aslında ne kadar sıradan olduğumuzun bir hikayesi bu, sıradanlık içerisinde kendimize kurduğumuz sanal dünyaların, duymak istemediğimiz gerçeklerin hikayesi. Bana ne senin hikayenden demeyin, bir dizi izler gibi düşünün. Ne kadar keyif ve merak içerisinde izliyorsunuz diziyi değil mi? İşte bu da benim dizim, hem saatlerinizi, günlerinizi almayacak, birkaç dakika içerisinde bitirebileceğiniz bir dizi. Hikayem bitince de ne oldu diye sormayın, diziler bitince ne oluyor ki? Bazen öyle bir an oluyor ki, s...

KAHVE

Bana öylece baktı, gözleriyle merhaba dedi önce. Ben de merhaba demek istedim ama onunki gibi konuşamıyordu gözlerim. Utandım, ateşler içerisinde hissettim kendimi kış ayının ortasında. Utancımdan mıydı terlemem yoksa ona tutkumdan mı? Birkaç milisaniye içinde bunu düşündüm, ona olan tutkumdan olduğuna karar verdim. Daha ilk gördüğüm andan itibaren çekim alanına girmiştim bile. Erkeklerin yüksek lisansa genelde askerliği ötelemek, eğer şansları da varsa bedelli askerliğe tutunmak için başladıklarını işitmiştim. Benim ne işim vardı ki? Lisanstayken sıranın en önünde oturan inek kızlardan olmadım hiçbir zaman, kötü de değildim ancak hiçbir zamanda akademik olarak ilerleyebilecek bir tip de değildim. Aslına bakılırsa başvurmayacaktım bile geri verilmemek kaydıyla yalnızca başvuru için asgari ücretin dörtte birini isteyen o üniversiteye. Abim, ben tam da tezimi bastırırken aramasaydı, bana başvuru yapıp yapmadığımı sormasaydı, başvuru parası yüksek geldi demek yerine “abi, yük...

Burger King'i Sevme Nedenim

Oda Kule’nin oradaki kapalı otoparka arabayı uzun bir uğraş sonu park edebildikten sonra caddeye İstiklal Caddesi’ne doğru yol aldım. O gün iş yerimden arabayla dönerken yine her zamanki arkadaşlar vardı yanımda. Eğer arabayla İstanbul’a dönüyorsam onlara da haber verirdim, yolda sohbet ederdik. Dalga geçerlerdi benimle, servisin bekleme süresi olan 15 dakika haricinde bir avantaj sağlayamadığımdan, servisin bize selektör yaptığından, bizden önce varış noktasına gittiğinden konuşur, takılırdık birbirimize. O gün ilk defa “helal olsun be koçum” dediklerini anımsıyorum zira hızlı gidiyordum. Hız yapmanın övünülecek bir mevzu olmadığını elbette biliyordum, ancak bilinçsizce ayağım gaz pedalının sonuna kadar gidiyorsa ne yapabilirdim ki? Şanslıydık, ölmedik o gün. Arkadaşları bıraktıktan sonra, aşırı hızdan kazandığım fazladan yalnızca 10 dakikayı da arabaya park yeri aramakla geçirince sinirlerim bozulmadı değil. Nihayet minik arabaya, minik bir yer buldum ve hızlıca kapalı al...

"NEDENSİZ"

O an isteyebileceğim son şeydi parmaklarıma zarar vermek. Uzun zaman sonra her ne kadar bazıları eksik olsa da dostlarımla bir araya gelmenin bana verdiği mutluluk defalarca iş görüşmesine girip çıktıktan, tüm ümidini kaybettikten sonra hiç beklemediği bir firmadan, hayal edebileceğinden çok daha fazlasıyla işe başlayan yeni mezun bir “işletme”cinin mutluluğuna eşdeğerdi. Çünkü dostlarım, sadece sesimi duyarak, kilometrelerce öteden hangi ruh halinde olduğumu bilebilirlerdi. Çünkü dostlarım, saatle, dünyayla, yaşamakla işim olmadığı zamanlarda bana hayatın anlamını, yaşama amacını anlatırlardı. Çünkü dostlarım, karşılık beklemeden, kendilerini doğrudan bana vererek beni dinlerlerdi. Bir yığın çünküm var onlara tutkuyla bağlanmam için.   Yemek yapmayı oldum olası severim ancak buluşmanın ana yemeği mangal, mangalı ateşleyen de usta dostlarım olduğu için mutfakta salatayla uğraştım ben de. Başlarken birisi sordu “Çoban salata mı yapacaksın?” diye. Yemek yapmayı sevdiğimi söyle...

YARA BANDI

Aforizmalar peşinde hissettim kendimi yine bugün ve yazma listemde aforizmalara en uygun konuyu belirledim kendimce. Uzun süredir yazmak istediğim bir konuydu “beklenti”. İçeriği zihnimde hemen hemen tamamdı. Hayatımızın her döneminde bize mutsuzluk aşılayan bir kelimeydi beklenti. Bunun üzerine onlarca örnek oluşturdum, çocukluktan başlayarak ölene kadar bir sürü. Bunların arasından en etkileyici olanları belirledim, hangi paragrafta hangi temayı anlatacağımı da. Yalnız etkileyici bir giriş yapmam gerekiyordu ve Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü bunun için oldukça çarpıcı olabilirdi. Google’a “beklenti” yazdım ve çıkan sayfalara baktım. Türk Dil Kurumu’nun sayfasına gelene kadar 4 sayfa daha vardı, onları inceledim ve ifade etmek istediklerimden çok daha etkileyici tespitler gördüm ve sonuç olarak beklenti ile ilgili yazmaktan vazgeçtim. Bundan sonra kendimizi gereğinden fazla önemsediğimizi düşündüm, tam olarak bu konu üzerinde yazılabilirdi. Bir kum tanesi kadar ufak olduğumuz klişes...