Kayıtlar

KAHVE

Bana öylece baktı, gözleriyle merhaba dedi önce. Ben de merhaba demek istedim ama onunki gibi konuşamıyordu gözlerim. Utandım, ateşler içerisinde hissettim kendimi kış ayının ortasında. Utancımdan mıydı terlemem yoksa ona tutkumdan mı? Birkaç milisaniye içinde bunu düşündüm, ona olan tutkumdan olduğuna karar verdim. Daha ilk gördüğüm andan itibaren çekim alanına girmiştim bile. Erkeklerin yüksek lisansa genelde askerliği ötelemek, eğer şansları da varsa bedelli askerliğe tutunmak için başladıklarını işitmiştim. Benim ne işim vardı ki? Lisanstayken sıranın en önünde oturan inek kızlardan olmadım hiçbir zaman, kötü de değildim ancak hiçbir zamanda akademik olarak ilerleyebilecek bir tip de değildim. Aslına bakılırsa başvurmayacaktım bile geri verilmemek kaydıyla yalnızca başvuru için asgari ücretin dörtte birini isteyen o üniversiteye. Abim, ben tam da tezimi bastırırken aramasaydı, bana başvuru yapıp yapmadığımı sormasaydı, başvuru parası yüksek geldi demek yerine “abi, yük...

Burger King'i Sevme Nedenim

Oda Kule’nin oradaki kapalı otoparka arabayı uzun bir uğraş sonu park edebildikten sonra caddeye İstiklal Caddesi’ne doğru yol aldım. O gün iş yerimden arabayla dönerken yine her zamanki arkadaşlar vardı yanımda. Eğer arabayla İstanbul’a dönüyorsam onlara da haber verirdim, yolda sohbet ederdik. Dalga geçerlerdi benimle, servisin bekleme süresi olan 15 dakika haricinde bir avantaj sağlayamadığımdan, servisin bize selektör yaptığından, bizden önce varış noktasına gittiğinden konuşur, takılırdık birbirimize. O gün ilk defa “helal olsun be koçum” dediklerini anımsıyorum zira hızlı gidiyordum. Hız yapmanın övünülecek bir mevzu olmadığını elbette biliyordum, ancak bilinçsizce ayağım gaz pedalının sonuna kadar gidiyorsa ne yapabilirdim ki? Şanslıydık, ölmedik o gün. Arkadaşları bıraktıktan sonra, aşırı hızdan kazandığım fazladan yalnızca 10 dakikayı da arabaya park yeri aramakla geçirince sinirlerim bozulmadı değil. Nihayet minik arabaya, minik bir yer buldum ve hızlıca kapalı al...

"NEDENSİZ"

O an isteyebileceğim son şeydi parmaklarıma zarar vermek. Uzun zaman sonra her ne kadar bazıları eksik olsa da dostlarımla bir araya gelmenin bana verdiği mutluluk defalarca iş görüşmesine girip çıktıktan, tüm ümidini kaybettikten sonra hiç beklemediği bir firmadan, hayal edebileceğinden çok daha fazlasıyla işe başlayan yeni mezun bir “işletme”cinin mutluluğuna eşdeğerdi. Çünkü dostlarım, sadece sesimi duyarak, kilometrelerce öteden hangi ruh halinde olduğumu bilebilirlerdi. Çünkü dostlarım, saatle, dünyayla, yaşamakla işim olmadığı zamanlarda bana hayatın anlamını, yaşama amacını anlatırlardı. Çünkü dostlarım, karşılık beklemeden, kendilerini doğrudan bana vererek beni dinlerlerdi. Bir yığın çünküm var onlara tutkuyla bağlanmam için.   Yemek yapmayı oldum olası severim ancak buluşmanın ana yemeği mangal, mangalı ateşleyen de usta dostlarım olduğu için mutfakta salatayla uğraştım ben de. Başlarken birisi sordu “Çoban salata mı yapacaksın?” diye. Yemek yapmayı sevdiğimi söyle...

YARA BANDI

Aforizmalar peşinde hissettim kendimi yine bugün ve yazma listemde aforizmalara en uygun konuyu belirledim kendimce. Uzun süredir yazmak istediğim bir konuydu “beklenti”. İçeriği zihnimde hemen hemen tamamdı. Hayatımızın her döneminde bize mutsuzluk aşılayan bir kelimeydi beklenti. Bunun üzerine onlarca örnek oluşturdum, çocukluktan başlayarak ölene kadar bir sürü. Bunların arasından en etkileyici olanları belirledim, hangi paragrafta hangi temayı anlatacağımı da. Yalnız etkileyici bir giriş yapmam gerekiyordu ve Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü bunun için oldukça çarpıcı olabilirdi. Google’a “beklenti” yazdım ve çıkan sayfalara baktım. Türk Dil Kurumu’nun sayfasına gelene kadar 4 sayfa daha vardı, onları inceledim ve ifade etmek istediklerimden çok daha etkileyici tespitler gördüm ve sonuç olarak beklenti ile ilgili yazmaktan vazgeçtim. Bundan sonra kendimizi gereğinden fazla önemsediğimizi düşündüm, tam olarak bu konu üzerinde yazılabilirdi. Bir kum tanesi kadar ufak olduğumuz klişes...

CENNETE MEKTUP

Kaç gündür yataktan kalkamıyorum, beni görebiliyor musun? Kaç gündür çorbadan başka bir yemek yiyemiyorum, onu da adım atabilmek, yaşayabilmek için içiyorum biliyor musun? Her sabah uyandığımda telefonumu elime alıyorum senden bir mesaj gelmiştir belki diye, öyle ağdalı cümleler değil, sıradan ancak beni önemsediğini belli eden bir mesaj “Seni özledim” diyen. İstersen ne kadar ağdalı cümleler yazabildiğini de biliyorum “Sensiz geçen her bir gün daha zor nefes alıyorum. Yüreğim daralıyor gözlerinin içerisine bakamadığımda, tenim kuruyor, ellerim titriyor ellerini tutamadığımda, pek sevdiğim sakallarının üzerine bir buse kondurmadıkça eksik hissediyorum kendimi, son parçası eksik puzzle gibiyim. Neredesin bunca yıl sonra kavuştuğum, kalbimin sevgilisi, ruhumu can katanım, nefes alışlarımın nedeni. Hadi bir an önce iyileş, can katalım canlarımıza, hadi bir an önce koş sevgiline doğru yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk heyecanıyla.” gibi. Kusura kalma sevdiğim, senin gibi yazamıyorum, dökemi...

GİDİŞ

Ruhunun bedenine sığmadığı, dizlerinin bedenini taşımadığı, gözlerinden yaşların hiçbir neden yokken süzülegeldiği, telefonu açmaya üşenmekten ziyade dakikalarca konuşmanın zor geldiği, otobüse binip varman gereken yere yığınla durak olmasına rağmen otobüsteki insanların sanki seni boğazlamaya çalıştığını düşünerek ilk durakta indiğin, kaldırımda yürürken arkadaki insanların seni kovaladığını, karşındaki insanların seni üzerine üzerine geldiğini hissettiğin bir an gelir ve o an ruhunu bedeninden ayırıp başka bir diyara uçurmak istersin. Bir büfeye girersin, o kadar cahilsindir ki ne isteyeceğini, nasıl isteyeceğini bile bilemezsin. Bana sert bir içki dersin, sanki bara girmişsin de barmenden bir bardak alkol istermiş gibi, büfeci anlamamıştır seni, senin o anki ruh halini, ilk defa alkol alacağını. Ne istediğini anlamak için sorular sorar sana. Sesini yükseltirsin ilk defa, cahilliğini bağırarak örtmeye çalışırsın, normal bir durumda senin bu agresif tavrına pabuç bırakmayacak b...

ÇAY ve HAYAL

İnce belli çay bardakları var yani hani, bugün ona 4 şeker attım. Eskiden de böyle yapardım hatırlar mısın? İçkim yok, sigaram yok, karıya kıza düşkünlüğüm yok, bir kötü alışkanlığım bu olsun, bir keyfim bu var deyip çaydan ziyade şerbete benzeyen sıvıyı içerdim. Önemli olan çay içmek mi yoksa keyif veren bir sıvı içmek mi?   Bugün aklıma geldin yine. Göğün, kendisiyle özdeşleşmiş mandalina rengine döndüğü bir akşam Bodrum Kalesi’nin kenarından sahil boyunca bana yürüyüşünü anımsadım. Hafif rüzgâr, ruhun ve ruhum gibi savrulmaya çok meraklı dalgalı saçlarını nasıl da uçuşturuyordu. Yüzünde toparlanıyordu bazen saçların, sen de, sağ elime tam oturan sol elinle saçlarını arka tarafa götürmeye çalışıyordun. Gayri ihtiyarı sol kaşının şakağına yakın kısmına hafifçe dokunduruyordun. Dudaklarım oraya ilk defa dokunduğunda, ağladığını anımsıyor musun? Hatırlıyor ve oraya her dokunduğunda o ilk günkü heyecanı yaşıyordun sen de, kim bilir?   Bir yandan saçlarınla boğuşurken, ...