Kayıtlar

SARILMAK

Birkaç günümüzü geçirdiğimiz soğuk köy evinden sıcak şehir evine gitmeden önce yengemin verdiği köy tavuğunu, ona eşlik edecek pilava yataklık yapacak tereyağını, sabahları güne başlayacağım acı balı, rahmetlinin bahçesinde büyüyen, yengemin toplandığı yeşillikleri, önceki akşam yediğimiz patlamış mısırın patlamamış halini, bir dönem zayıflamak için yediğim ancak şu an ağzıma sürmediğim karalahanayı, akşamları annemi ziyaret ettiğimde yoğurdun içerisinde mideme girmek üzere şekerini salacak yeşil elmaları, hafta sonu kahvaltılarında rengiyle bizim köyden geldiğini hatırlatacak yumurtaları bavula ve çuvala yerleştirmeye çalışırken kapıya birisi vurdu varla yok arasında. “Hazırlanıyor muydunuz?” diye sordu dedem. Sorunun cevabını biliyordu da öylesine giriş cümlesi olarak kullandı bunu. Omuzları son gördüğümden daha da göçmüştü. Paltosunun içerisinde eğilmeye ve ufalmaya başlayan bedeli çok daha ufak görünüyordu.
Rahmetlinin gecesini geçirdi yere buyur ettik. Ben yanına oturdum, annem d…

SESSİZ VE SAKİN

Birkaç metre ötemdeki caminin imamının kulak gıcıklayan sesiyle okuduğu sabah ezanının daha ilk satırında uyandım ve yataktan sıçradım. Yıllar önce annemin Ramazan ayında sahura kaldırdığı gibi aynı çeviklikle. Sobalı evimizin sıcak salonuna çağırıyordu gecenin bir yarısı ve iki büklüm yataktan sıçrayarak sıcak salona gidiyordum. Gözlerimi kapattım ve huşu içerisine girmeye çalıştım ama bir türlü olmadı. Sesi gerçekten de rahatsız ediciydi. Rahmetli dedemin mezarının bulunduğu caminin imamının ezan okumasına dayanamıyordum ve bundan daha kötüsü olamaz herhalde diyordum. Bununla beraber o kadar kötü olmasa da ona en yakın kötülükteydi bu imamın sesi de maalesef.
Dizlerim merdiven çıkmayı reddettiğinden beri yıkılmak için ufak bir sallantı bekleyen bu binanın ilk katına sığınmıştım. Hiç iç açıcı bir yer olmamasına rağmen emekli maaşımın yarısını buraya veriyordum. Bir odası bomboştu, benim kaldığım odada ise yatağım vardı. Gerçi yatak demek çok iddialı olurdu bu durumda, apaçık eski bir …

ÖLÜM SERÜVENİ - BÖLÜM 2

Havalimanına varışımız ve bundan sonrası babamın ölüm anından itibaren başlayan filmin devamı gibiydi. Bir şeyler oluyordu etrafta da ben oradan oraya savruluyordum kimse bunu fark etmiyor olsa bile.
Çarşamba Havalimanı, babamın ilk ve son kez indiği, doğduğu toprakların üzerindeki kurulmuş havalimanı. Öncesinde defalarca kendi kendime buraya gelmiştim. Mesafelerden dolayı çok da sıcak olamadığımız akrabalarımızla fırsat buldukça görüşmek için geldiğim alan. Kimse beni karşılamaya gelmemişti o ana kadar. Küçücük havalimanına vardığımızda, uçaktan indikten sonra çıkışa yürüdük. Görevlilerden birisine cenazeyi nereden alabileceğimizi sordum, o da tarif etti. Alışkanlıkla tarif ettiği yere yalnız gideceğimi düşünüyordum ancak önce olmadı. Havalimanının içerisine girişimizle diğerin tarafından çıkışımız neredeyse bir oldu. Binanın içerisine girdiğimizde diğer tarafta onlarca akrabanın bizi beklediğini anladım. Kapının açılmasıyla onlarca kadın hep bir ağızdan feryat etmeye başladı. Kimi n…

ÖLÜM SERÜVENİ - BÖLÜM 1

Nefes alamıyorum beni acile götürün dedi babam, zar zor geldiği kahvaltı sofrasında annemin şifa olsun diye içirmeye çalıştığı bir bardak suyu yaklaşık bir dakika içerisinde ancak bitirdik sonra. Artık acile gitmek bile hayatımızın o kadar sıradan bir parçası olduğu için çok da farklı gelmemişti bize babamın bu isyanı. Taksi çağırdım, babam yavaş yavaş merdivenlerden indi. Annemi arkaya, babamı ön tarafa bindirdim. Nereden bilebilirdim ki o an babamı hastane dışında gördüğüm son an olduğunu.
Eve çıktım ve Pazar miskinliğinin tadını çıkartmaya çalıştım. Yazın bize el salladığı bir gündü. Güneş, utangaç bir köylü kızı gibi güzel yüzünü bir gösteriyor, sonra hemencecik bulutların arkasına saklanıyordu. Birkaç defa annemi aradım. Doktorların müdahale ettiklerini ve alışkın olduğumuz işlemlerin devam ettiğini söyledi. Annemin aradığını çiziklerle dolu telefon ekranımda gördüğümde kaçınılmaz sonun geldiğini hissetmiştim. Telefonu açtığımda annem ağlayarak babamı yoğun bakıma kaldırdıklarını …

RAKI

Meyhanedeki 8 kişilik masanın duvar tarafında olan sandalyeye yerleştim. Sırtımı sandalyenin arkasına değil de duvardaki ahşap döşemeye verecek şekilde yan oturdum, sağ kolumu sandalyenin arka tarafına attığım sırada siyah bıyıklı, bariz şekilde topallayan kısa boylu, hafif çakır keyif garson geldi. Bir duble rakı, beyaz peynir ve kavun söyledim. Midemin boş olduğunu biliyordum ve boş mideye sek rakının boğazımdan inişi, midemde oluşturduğu hafif yanma, gözlerimi sulandırması hayatta en keyif aldığım anlar olduğu için mezeleri beklemeden duble çizgisinin az üstüne kadar doldurulmuş rakıdan büyük bir yudum aldım. Tam da az önce tarif ettiklerimi tekrar yaşadım.
Altılı ganyanın son ayağı başlamak üzereyken diğer televizyonda Trabzonspor deplasmanda yabancı bir takıma karşı ikinci golü yemişti. Tabi ki her iki ekranda da ses olmadığından dolayı bunu tam da karşı tarafımda oturan yaşlı amcanın hayıflanmasıyla fark edebildim. Sık beyaz bıyıklı ve seyrek beyaz saçlı adam, yatay çizgili, ken…

METRO

M2 hattında kullanılan yeni nesil metrolarda, M1a ve M1b’den farklı olarak sırtınızı cama verir ve ip şeklinde düz bir sırada yan yana oturursunuz. Metronun gövdesi boyunca, kapılar arasında 10 civarında koltuk vardır ve sadece vagonların birleşme yerlerine en yakın olan bölgede yan yana iki koltuk vardır. Koltukların birisinin hemen yan tarafında kapı ve kapı ile ikili koltuğu ayıran şeffaf paravan, diğerinin yanında ise kocaman kaba bir konstrüksiyon vardır ve oraya oturan iki kişi de bunların arasında sıkıştığını hisseder, tabi iki kişi otururlarsa.
Başarısız olduğunu düşündüğüm bir görüşme gerçekleştirdim. Hâlbuki birbirimizi görmeden, sadece sanal dünyanın içerisinde konuşurken ne kadar da iyiydi tüm yaşananlar. Keyifli sohbetler, memleket kurtarmalar, sesimizi duymasak, gözyaşlarımıza dokunamasak da ağlamalar… Tek yapamadığımız birbirimize dokunmaktı, bunun haricinde bir ilişkiden ne bekleniyorsa hepsi vardı.


Kişisel gelişim kitapları bir insan hakkında fikir edinmek için kaç sa…

HUZURSUZLUK

Ara sıra öten, ne olduğunu bilmediğim kuşun sesi, bayrağı hafifçe dalgalandıran, altında oturduğum ve gölgesine sığındığım ve yine olduğunu bilmediğim ağacın yapraklarının sesiyle ahenkli biçimde sessizliğin içerisinde süzüldü. Tenime dokunan esinti, gölgenin altında bir an vücudumu diken dikenyaptı. Halbuki birkaç adım öteye güneşin altında çıksaydım terlemeye başlayabilirdim. “Müjgan” isimli ufak tekne limana yanaştı. Emekli oldukları belli iki tıknaz yaşlı delikanlı elleri boş dönüyor gibiydiler ancak beyaz sakallarının arkasına sakladıkları gülümsemeleri bu ufak gezintiden keyif aldıklarını gösteriyordu. Önce kuşlar mı sustu yoksa salanın sesini duyduklarından dolayı saygı gösterisi olarak mı sustular bilmiyorum ancak o saatte alışkın olmadığım bir biçimde sala okunmaya başlandı. Müezzinin sesi ağlamaklı gibiydi, sesinin titremesini anlamamak imkânsızdı. Kitap okumaya devam edemedim. Tam adem elmamda bir düğüm belirdi. Müezzinin titreyen sesi git gide gürleştikçe sanki bağıra bağı…